Ateşparenin Türü Ne?
Kayseri’nin soğuk bir kış akşamıydı. Şehir yine kapalı, gri bir gökyüzüne sahipti ve ben, evimin küçük balkonunda tek başıma oturuyordum. Hava o kadar soğuktu ki, bir yudum kahvemi içerken ellerim titriyordu. Bir yanda kahvem, bir yanda da kitaplarım. Tam o sırada, raflardan birine gözüm takıldı. “Ateşparenin türü ne?” yazılı bir kitap… Ne zaman aldım? Nasıl unuttum? Bilinçaltımın bir köşesine gömülmüş bir soruydu bu. Kendi içimde bir boşluk hissediyordum ve bu kitap, bir nevi bir ipucu gibiydi. Hemen elime aldım, sayfalarını karıştırdım.
Hayal Kırıklığı ve Merak
Kitap, beklediğimden çok daha fazlasını sunuyordu. Okumaya başladıkça, adeta bir şeylerin eksik olduğunu hissettim. Bir yanda söz konusu olan bir ateşparnesi vardı, ama o ateşin yansıması bir türlü doğru türde değildi. Hani insan bazen istediği şeyin tam olarak kendisi olmadığını fark eder ya, işte o an da böyle hissettim. Ne yazık ki, “Ateşparenin türü ne?” sorusu, içimde bir cevap yerine daha çok yeni sorular bırakıyordu.
Bu kitapta, ateşparenin türü hakkında her şey vardı, ama yine de kendimi tatmin olmuş hissetmedim. Soruların ardı arkası kesilmiyordu. Bir yanda, ateşi hissetmeye çalıştım; ama bu ateşin türünü bulamadım. Belki de böyle bir şey yoktu. Herkesin içinde farklı bir ateş vardı, kimisi yavaşça yanar, kimisi ise patlar ve büyük bir alevle sönüp giderdi. Ama ben, hangi tür ateşi yaşadığımı bir türlü anlayamıyordum.
Biraz hayal kırıklığına uğramıştım, çünkü ben, bir türün açıklığa kavuşmasını bekliyordum. “İşte bu,” diyebileceğim bir açıklama istiyordum. Ama beklediğim gibi olmadı.
Bir Yudum Umut
O an, dışarıdaki karın yağmaya başladığını fark ettim. Soğuk, ama bir o kadar da güzel. Kar taneleri, yavaşça yere düşüyor, sanki bu karışık düşüncelerimi temizlemek için çaba harcıyor gibiydi. Kahvemden bir yudum daha aldım, sonra kitabı tekrar açtım.
Kitabın içinde, aslında bir şeyler vardı. Bir tür, bir açıklama yoktu belki, ama hayatın ateşiyle ilgili bir şeyler anlatılıyordu. İçimden geçen “belki de ateşparnesi, bir şeyin türü olamaz” düşüncesi, yavaşça kafamı sarmaya başladı. Belki de o ateşin türünü bulmak gerekmiyordu; belki, onun kendi türünü yaratmak gerekiyordu. Her insanın içinde, her bir ateşin kendine has bir doğası vardı.
İşte tam o anda, bir ışık huzmesi gibi bir şey hissettim. Belki de ateşparnesi, bir türün içinde tanımlanabilecek bir şey değil, sadece yaşamın kendisinin bir yansımasıydı. Herkesin farklı bir türde ateşi vardı; kimisi bu ateşi çok güçlü hissederken, kimisi sadece belli anlarda parlayabiliyordu. Ama sonuçta hepimizin içinde bir ateş vardı.
Yavaşça Alevlenmek
O günden sonra, bir şeyi fark ettim: Ateşparnesi, bazen bir tür olmaktan çok, bir içsel yolculuktu. Herkesin içinde farklı zamanlarda alevler yükselir, bazen bu ateşler çok parlak olur, bazen de soğuk bir köşeye çekilir. Ama her zaman orada, bir yerlerde kalır.
Ateşparenin türünü öğrenmek, belki de sadece bu türlerin ne kadar farklı olduğunu kabul etmekti. Her insanın içindeki ateş, o kadar özeldi ki, bir başka insanın ateşiyle karşılaştırılamazdı. O yüzden, bir tür tanımlamak yerine, bu ateşin varlığını kabul etmek daha doğru olurdu.
Kahvemi bitirdim. Kitap bitmemişti, ama o kadar okumama gerek olmadığını fark ettim. Belki de her şey, sadece hissetmekle alakalıydı. Hayat, ateşi keşfetmek ve bazen de ona şahit olmakla ilgiliydi. Öyle ya da böyle, kendi ateşimizi bulabilmek, hayatın en önemli yolculuklarından biriydi.
Ateşparenin Türü Ne? İşte Bunu Anladım
Sonuç olarak, “Ateşparenin türü ne?” sorusu, aslında bir yolculuğun başlangıcıydı. Hepimiz, bir ateşi hissediyor ve kendi türümüzü bulmaya çalışıyoruz. Kimisi ateşini kalpten yakarken, kimisi soğuk bir köşede koruyor. Ancak her ateş, varlık sebebini buluyor. Her birimizde farklı türde bir ateş var ve belki de bu, hayatın en güzel tarafı. Türler değil, ateşin kendisi önemli.
Bugün, Kayseri’nin soğuk akşamında, o kitabın sayfalarına bakarken, kendi içimdeki ateşi bulmaya çalıştım. Ve belki de en önemlisi, bu ateşin türünü aramaktan vazgeçtim. Çünkü bazen, türlerin ne olduğu önemli değil; önemli olan, ateşi hissetmek ve o ateşi yaşamak.